19 Aralık 2012 Çarşamba
AS-Şöyle Bir Tez...
Biliyor musunuz, benim şu anda küçük dilim yok, yuttum onu! Şimdi
nedenini söylesem, "Sen daha yeni mi öğreniyorsun, alooo!" diye
imalarda bulunabilirsiniz bana, ama neyleyeyim ki ben biraz
"anakronik" yaşıyorum, yani zaman problemim var, devrin gerisinde
kalıyorum, yetişemiyorum, nefesim tıkanıyor ve sahilde bir kanapeye
oturup, ayı, yıldızları, ağaçları, kuşları, öteyi beriyi seyre
dalıyorum. "İyi ya işte, demek ki sen zaman zenginisin, herkesin
yapmak isteyip de yapamadığını gerçekleştiriyorsun" diye düşünecek
ama susacaksınız, çünkü anlatacaklarımla belki bazılarınızın küçük
dillerini yutturabilirim. Çok iddialıyım gibi duruyorum, farkındayım;
aslında öyle birşey yok, hoşça bir gün geçirdim o kadar.
İyi anlaştığım bir kız arkadaşım var, sağda solda yabancılara Türkçe
dersi verip, geçinip gidiyor. Öğrencileri seçkin ve yüksek gelirli
işlerden geldiklerinden arada sırada "kıyak" çekiyorlar ona. Bu arada
parantez içinde, siz hiç pasaportlu bir kedi gördünüz mü? Adıyla,
soyadıyla, aşı günleri, falanı filanıyla? "Ohooo, sen de pek
cahilmişsin, daha yeni mi haberin oluyor?" dediniz bile, ne yapayım,
ben gerisin geriye yaşıyorum, "Herkes gider Mersin'e, ben giderim
tersine". Renkli, kısa tüylü, sağır olmayan,cin gibi bir Van
kedisiyle tanışma şerefine "nail" oldum eskilerin deyimiyle (babam
Osmanlıca'ya bayılırdı da, onun için ikide birde böyle lafları araya
sokuşturuveriyorum).
Lale T.
Kumral yeşil gözlü
Boy 50 cm.
Ölçüleri 50-50-50
Türk asıllı Amerikan vatandaşı, geçici olarak Türkiye'de yaşıyor, üç
ay sonra İngiltere'de karantinaya alınacak; durumdan habersiz, gününü
gün eden, zorunlu perhizde olan kısır bir "she cat", yabancıların
deyimiyle dişi kedi. İğdiş edilen canlıların huzursuzluğuyla, ilk
sevme hamleme hırçın bir pati sallamayla karşılık verdi Miss Lale
Alabalık, soyadı Türkçe'de bu anlama geliyor, fakat balığın "b"sinden
bihaber. O kuru kuru fare pisliği görünümündeki kedi mamalarına talim
ediyor, diyette ya! İkide birde acıkıp onları yutuyor; kedi barsak,
hemen doyar, hemen acıkır. O yuta dursun, ben size söz vermiştim,
küçük dilinizi yutturacaktım. Nefesinizi tutun şimdi:
Denize sıfır bir dairedesiniz, öyle büyük ki, neredeyse at
koşturursunuz içinde. Ama dikkat, sağda solda bir sürü ıvır zıvır,
ufak tefek seçkin eşya var. Duvarlarda desenli tabaklar, dünyanın her
tarafından toplanmış süs eşyaları, dev ekran bir TV, kedi Lale'nin
manikürlü tırnaklarından zarar görmeyecek bir deri koltuk, tam
pencerenin yanında. Lale pencerede oturmuş, denizi gözetliyor. Şimdi
kulaklarını dikti, öbür pencereye atladı, oradan, çatıya yuva kurmuş
güvercinlere göz öldürüyor, ne de olsa kedi! Hala bir olağanüstülük
bulamıyorsunuz anlattıklarımda, evet öyle, bana da öyle geliyor. Beni
şaşırtan ne oldu biliyor musunuz? Lale galiba intihar etti, garip bir
önseziyle. Arkadaşım bana sonradan anlattı. Sahipleri T.'lar
seyahatten döndüklerinde Lale, üst kata doğru kırıla kıvrıla çıkan
merdivenlerde oturuyormuş; Amerikalılar pek heyecanlıymışlar,
İngiltere'den uzun süredir bekledikleri iş teklifini almışlar
sonunda, çok sevgili Lale'lerini çağırıyorlarmış aşağıya. Lale bir
süre oralı olmamış, sonra nazlı nazlı kalkmış, bir güzel gerinip
esnemiş ve tam inmeye yeltenirken ne olduysa olmuş, "paat" diye
merdiven boşluğundan aşağıya düşmüş. Arkadaşıma göre, o yediği diyet
mamalarından tansiyonu düşmüş Lale'ciğin. Ben de diyorum ki,
İngiltere'deki karantinayı gözü yemedi; sen denize sıfır koca
daireyi, balıkları, kuşları bırak, oraya tıkıl. İyi ettin Lale, attan
inip eşeğe binmedin, hay dilimi.....
Şu doktora tezimi bir onaylatayım, doçentlik tezi konusu olarak:
İntiharlardaki Postmodern Gizemin Kedicesi
Ya da;
Hiçbir Şeye Şaşamadığımız Postdünyada İnsanlara Nasıl Küçük Dil
Yutturulur?
gibi şeyleri seçeceğim.
Ama endişelenmeye gerek yok, henüz karar vermedim, versem zaten
"hüngür hüngür" güleceğim, Mine Kırıkkanat gibi.
Hem;
Ben kedimi sokaklardan isterim
Bahçe kuytularından
Çöp bidonlarından
Bıyık teriyle çıkarsın isterim
Satmadığı kişiliğini
Çizilsin burnu
Kopsun kuyruğu da
Okşayamasın tek ki kimse
O kuyruk kaldırmadıkça edalı
Benim kedim işini bilir
Evdeki tombul hemcinslerine
Bir pati atar yüz farkla
Ama o ne
Evli evsiz
Bir kapışıverirler
Bir harala gürele
Gördüm ki kedi kısmı
Kaptırmaz şahsiyeti
Bir terli ya da
Etli lokmaya
Vay be...
Ayten Suvak
6 Aralık 2012 Perşembe
AS-Kesişme Noktası
Göz hapsindesin
Derdin gücün sevilmek
Romantik bir günbatımı
Hafif bir rüzgar
Kesişmeyip de ne yapacaksın...
Ayten Suvak
4 Ekim 2012 Perşembe
AS-Ne Yapayım!
"Ne yapayım dayanamıyorum
Sana senin acına" diyeceğimi sandın
Hayır bilemedin onu aştım
Şakacı
Pastaya çikolataya lezzete
Yedikçe yiyesim geliyor her nedense
Suçlu seritonin diyorlar hemen anlıyorum
Sıkıntıdan depresyondan acıkı acıkıveriyorum
Hala dayanabilirim diye çalımlanıyorum
Güçlü karakterim kadın içinde erkeğim
Aman sevsinler onun için her gece zırıl zırıl
Kurtlar kuşlar uyurken kimseler duymazken
Ardından ah ü vahların alayı bırakın
"Ağlama birtanem" diyen o tatlı fısıltıyı
Siz duyabilirseniz duyun...
Ayten Suvak
28 Ağustos 2012 Salı
AS-Beni Selülitlerimle Sev Aşkım
AŞ olursun millete
Bazen çok tuzlu
Bazen de tuzsuz
Tam Kıvamındaysan
Çabucak bitersin
Lezzetinden Kendi Kendini yersin
K'yi köpeklere ikram edersin
Kemik gibi Kemirsinler
Sana ne
A hu dudu
Ş ahtere
K ediotu
Hazımsızlık çekenlere
Bir tutam da Ah
Aşk denizinde yüzenlere
Birebir reçete selülite
AŞ az yensin
K an deveran etsin
Ayten Suvak
20 Ağustos 2012 Pazartesi
AS-Şekerim Ramazan Bayramı
Şükretmek gerek
Erilirse sonuna
Kat kat yedi kat göğün
Eller uzanırken sevaba
Râb kapıyı açarsa
İnsan gördüğü şey kadar
Masumlaşır o anda
Renkler değişir karadan aka
Açıl susam açılla döner ruhlar
Mağaradaki altınlara
Allah uyanır içimizde tüm adlarıyla
Zekeriya bereketiyle
Aş konur sofralara
Nasılsa çıkar fatura kredi kartlarına
Buyur ediliriz pazarlara
Açın kesenin ağzını harcayın lâflarıyla
Yaşatın bir ayağı çukurda ekonomiyi
Rahatlatın oluşan burjuvaziyi
Ağırlanırsınız Allah katında
Misafir değil evsahibi gibi
Islahatçı madalyanız olur bayram şekeri...
Ayten Suvak
20 Temmuz 2012 Cuma
AS-Aşksever
Ne var böyle aramızda
Kah şarap gibi şırıl şırıl akan
Kah yanardağ gibi fışkıran
Kah bir sokuş gibi zehirleyen
Arsızca kaybettiğimiz
Aşkoldum delisi bizler
Sıkılsak ne olur üzüm gibi
Şarabımıza aşkolasıca
Al kol larımızı sarılmadıkça
Kuğu boynuna yaşam şişemizin
Boşa akmasın gülüşlerimiz
Bir şarap kupasına dökülmedikçe
Bir içen bulunur
Biz içmedikçe
Nasıl olsa
Aşkolur
Ayten Suvak
9 Temmuz 2012 Pazartesi
AS-Bahane Ararsan
Her Şey Sağlığa Bahane
Güneş dalsın odama
Sabah bahane
Karanlığı alsın da gitsin
Korku bahane
Akşamlar insin suya
Aşklar şahane
Güneş gitsin uzağa
Ayrılık bahane
Umudum ışığın seline düşsün
Yolumda birahane
Sırtımda taş küfesi
Düşmek bahane
İyi ki yaptırmışlar
Hayırseverler hastahane
Tüm düşenlere
İyi ki yapmamışım olsun bahane
Çünkü ne demişler:
Çevrelerine uymamak için bahaneleri tüketenler
Kendi sağlıklarını tüketirler...
Ayten Suvak
6 Mayıs 2012 Pazar
AS-Sen Gelince...
Sen Gelince
Sen gelince ah diyorum
Keşke gelmeseydin
Kalbimin ihanetini bilmeseydin
Hayalini sildim ben tahtadan
Sıfır aldın çünkü aşk sınavından
Tebeşiri fırlatıp attım arkandan
Lekesi işte tam sırtında
Tıpkı kalbim gibi toz toz dökülen
Sen gelince arsız diyorum
Git işte kendini yeniden sevdirmeden
Yaltaklanan köpek yüreğinden
Hiç sadakat beklemiyorum
Al ceketini de git
İstenmiyorsun artık
Şarkı söylüyorum sen gelince
Cırtlak bir sopranoya dönüşüyorum
Yapma bunu bana
Sil baştan okuyorum parçayı
Sesim kontralto hıçkırıyorum
Ağlamaktan değil
Yalnızca gıcık
Bağırıyorum en yüksek perdeden
Yarınki jüriye sen gelme lütfen
Sıfır almak istemiyorum öğretmenlerden
Biz ki yasaklarla yaşadık
Öğretmen-öğrenci aşkını
Anlamazdık anlamazdık kadere de inanmazdık
Ama sen gelirsen inanacağım sanki
Geçemeyeceğim konservatuar sınavını
Ve kaderim olacak gibi bu evkızı şarkıcılığı...
Ayten Suvak
30 Nisan 2012 Pazartesi
Mayıs Kokulu Bayram
Sarı papatya
kırlarda bir hareket-
Bahar işçisi
Aydan yıldızdan
kırmızı gülden bayrak-
Dava işçisi
Lâle mikrofon
erguvanlardan ordu-
Politik işçi
Davulla zurna
gelinciklerden düğün-
Bayram işçisi
Ayten Suvak
1 Nisan 2012 Pazar
AS-Genden Karagöz Enden Hacivat (5)
Yaratık GDO’lu Atık
Un değirmeninde ağaran saçlar kahve cennetinde renklenmiştir.
Etrafta GDO’lu türden çeşit çeşit yaratık yeşermiştir. Bitkiler, hayvanlar
yeniden isimlendirilmiştir. Modaya uyarak isimlerin sonuna ‘can’ takanlar, şimdi önce GDO’lara sonra canlara takılmışlardır. AliGDOcan, SelGDOcan gibi. Kedi olmuştur medi, köpek olmuştur töpet, çam olmuştur mam, muz da zumlamıştır bütün isimleri...
HACİVAT:
A KARAGÖZÜM, sende ayaklar zebra, boyun zürafa, gövde gergedan...
KARAGÖZ:
Ben GDO soyundan bir hanedan. Anamın adı Handan, babamın Aydan, benim tohumsa Marduk’tan...
KARAGÖZ ABLA:
Ben de ameliyat oldum kataraktan. Dünya almış çehresini bizim perdedeki antraktan...
AYKANKA:
Ben giyeceğim artık kaftan. Kurbağa bacakları sıçramış bana, acaba hangi cenaptan?
GENDENKA:
Suya baktım civaymış, kokladığım mavaymış. Marduk’tan gelecek kıyamet martavalmış...
ENDENKA:
Kopardım bir dal, baktım kavalmış, ucunda çoban varmış, meyva gibi sallanırmış!
KARAGÖZ ABLA:
Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar her yeri sarmış. Gölgelerin gücü adına güç artık onlardaymış!
HACİVAT:
Çizgi filmlerde yaşasın insanlık. Biz eski suretlerimize dönelim bu defalık...
Perdeleri uçuşur GDO’lu dünyanın. Fırtına çıkar, katar bulutları önüne. Atar GDO’lu gölgeleri kara deliklere. Hayaller arınır böylece zehirden ama kahve temizlenemez sel olup akan nehirlerden. Bütün şehir kahve kokar, çöplükler bile. Çaydan geçmiş bu millet, sıvalı paçalar niye?
AYKANKA:
Ay çaysadım ayol, yok mu bir demli çay bardakta, ama istemem kesinlikle kupada!
KARAGÖZ:
Bizim suretler altın kupada, komşular gümüş, romanlar bakırda.
Haydi kalaycii, kalayci geldi hanım, seslenir bir roman bizimkilere
karşıdaki bayırda. Önce bir göbecik atsın da hele, kalaylanır bakırlar
kumunu sere sere...
KARAGÖZ ABLA:
Bizim teflonlara zil takıp şunları oynatalım!
ENDENKA:
Çelik kazanda su kaynatalım...
KARAGÖZ:
Kimin suyu ısındı, kim ölmüş hanım?
KARAGÖZ ABLA:
Bir garip ölmüş diyeler, kefeni olsun bizim perdeden...
Ne yazık ki BURAM BURAM HASRET HANIMdır ölen. Hasret bitti.
Bütün beklentiler gelecekten...
Sanki biz hasret bitti demedik. Açmışız harbîden bir gedik. Her yer anılarla olmuş delik deşik. Bütün suretlerin halleri psişik. Birbirlerinden anı çalarlar itişip itişip. Yağmur damlar ahşap çatıya şip şip. Şuradan bir ip getirin ip. Gerin onu, ilk atlayan ölçsün anıların boyunu...
KARAGÖZ ABLA:
Şu karşıki bahçede ne düğünler olurdu. Tamburî Cemil Bey’e ne kızlar vurulurdu. Alırdı çalgıyı eline, konurdu bahçenin ekmek ayvaları siniye. Dünyalar durulurdu. Aşk gelir baş köşeye kurulurdu. Bilemezdi o zamanlar, ahşap evini yıkacaklar, yerine çirkin bir apartman konduracaklar. Romanlar pencerelerden ‘Bir hecalim vaar!’ları halı gibi sarkıtacaklar. Çocuktuk biz o zamanlar, şimdi tambur yerine öter Bağlıbahçe’de borazanlar. Kurulur ille de roman olasıca sofralar, her tarafta göbek havasıyla kafa bulanlar...
KARAGÖZ:
Bizim tel dolabı kurarlar kurarlar, yıkılırdı. Kuyuya kova salarlar, karpuz
buz gibi soğurdu. Şişko Minnoş Mamicimore kömürlükte beşiz doğururdu; Kara Berra her mamaya yumulurdu...
GENDENKA:
Sandık odasında tarhana kurutulurdu. Hamur çatıda yoğurulurdu. Ev makarnası sedirde unutulurdu...
ENDENKA:
Kargalar bostandan kovulurdu. Dolap beygiri ayakta uyurdu. O bostancının karısı ne kurumluydu ne kurumluydu...
KARAGÖZ:
Kim şimdi pizza buyurdu! Fikis mönüyle çatlayıncaya kadar ye, ne oldu bizim canım gözlemeye? GDO’lu şeker şurubu balı sür üstüne, kıvır kıvır, gönder mideye...
HACİVAT:
Hepimiz alafranga olduk resmen. Alaturkaya yüz veren yok ne ismen ne cismen...
GENDENKA:
Biz artık batılıyız kısmen. Bütün kültürümüzle olduk yavan, yapay yem!
KARAGÖZ:
İşgal altındayız, kaçalım perdeden hemen!
Durun nereye kaçıyorsunuz; dünya ufacık, önce yiyin bol sarımsaklı bir cacık, sonra siz kaçırtırsınız istilacıları azıcık azıcık. AYKANKA birşeyler anlatmaya başlar kaçık kaçık...
AYKANKA:
O akşamüstü istesem Tuna’yla balık avlamaya gider, günbatımını ıssız
adada seyrederdim. Korkmasam ay doğuncaya kadar orada kalır, çalı çırpıyla ateş yakar, balık kızartır, daha doğrusu bu işleri Tuna’ya yaptırır, kendim çakıltaşı toplar, denizde taş sektirmece oynar, şarkı söylerdim...
KARAGÖZ:
Kime kazak örerdin, anlayamadım, ağzında yuvarlama şu lâfları, şarkını rap sandım...
KARAGÖZ ABLA:
Hele sen bir sus da dinleyelim. Naçizane fikrimizi sonra belirtelim...
AYKANKA:
Tanınmış bir şarkıcı ve oyuncunun ağabeyi olan Tuna benden daha çok şarkı bildiği için, benim karmakarışık şarkılarımı yerli yerine oturtur, sonra da beni karşısına oturtur, küçük bir konser bile verirdi ama ben hiç gitmedim ki ada gezisine onun teknesiyle...
GENDENKA:
Senin huyundur, sen hep eğlenirsin hayallerle. Kızım sen şizofren misin,
bu hayal bolluğu nereden böyle?
ENDENKA:
Ay şat ap ya, kapatın çenenizi dedirtmeyin bana! Bir aşk öyküsü kokusu alıyorum, bana uyar...
AYKANKA:
Remzi’nin kıyıdaki salaş kayıkhanesinde balık da yemedim. Deniz kestanesi olsa tadardım, dedim ona ve her zamanki yerime doğru yürüdüm. Neredeyse denizin içine inşa edilmiş evin kuma inen basamaklarına oturdum. Ev boştu, merdivenlerini işgal etsem kime
zararı olurdu! Dilediğimce yayıldım orta basamağa; çok geçmeden,
Remzi’nin oradan balık kokuları gelmeye başladı. Yavru kediler ayaklanıp, birbirleriyle didişmeye koyuldular...
HACİVAT:
Bütün suretler buracıkta oyuldular. Ay valla bana da daral geldi.
Ormandan maral geldi. Hey maral, çaldır avcına kıvrık bir kaval,
batırsın ayı, uyutsun AYKANKA’yı...
KARAGÖZ ABLA:
İsteyen gider yatar, belli ki öyküler size batar. Sizi gazete havadisleri paklar...
AYKANKA hiç aldırmaz araya girmelere. Onun hayali biraz eskilerle delirmede. Sürdürür anlatıyı deline deşile...
AYKANKA:
Yandaki evin sahibi Almanya’dan işçi emeklisi Hüsnü, Lokuum, Tatlıım diye seslendi kedi yavrularına. Lokumu kucaklayıp, yanıma geldi. Merak ettim, durmadan ne yazıyorsunuz AY SU Hanım, tümcesiyle hergünkü sorusunu yineledi. Gülümseyerek yazı, dedim, işime döndüm. Sayfanın üzerine bir gölge düştü. Hüsnü’nün merakı gemi azıya almış, dört nala
üstüme üstüme geliyordu. Ay ne sırnaşık şey! Almanlar’a da böyle mi davranıyordu bu, sorayım şuna, diyemeden Tuna’nın ayaklarını farkettim. Başparmakları tokmak gibi iri bir çift ayak, yarı yarıya kuma gömülmüş. Sonra o tokmaklardan biri kalkıp, benim ayağıma dokundu...
KARAGÖZ:
Bu AYKANKA bugün benim sinirime dokundu. Aman susturun şunu, baydı vallahi! Nerede kaldı o konuşmalar kafiyeli kafiyeli!
Sürecek
Ayten Suvak
23 Mart 2012 Cuma
AS-Nazım Hikmet Gibi Yaşamak
Nazım Hikmet Gibi Yaşamak...
Selam Nazım Hikmet'e Yeryüzü Umutları Adına...
Nasıl bir ceviz ağacıdır başı köpük köpük bulutlarda
Anlamak müthiş bir bahtiyarlık Gülhane Parkı'nda
Zavallı yetim bir çocuk gibi o güneşten yürek
Islak ıslak mavi gözleri
Memleket kadar güzel
Hapsolan hayat taşarken içinden
İnadına nar tanesi nur tanesi rengi
Korkmaz ki hiç ölümden
Maruz da kalsa hain damgasına 'karşı-be karşı'
En insandan daha insan 'yüzde hudutsuz kere yüz' vatan sevgisi
Toz olmak ister o bir bozkır akşamında toprak ne çiçek ne
Nöbeti vatanda
AZIMsanmayacak kadar
Hareketli
İnsan
Köşe bucak
Manzaralarında
En sonunda 'kosmosun kardeşliği'ne yazılan iadeli
Türk vatandaşlığında...
Ayten Suvak
22 Mart 2012 Perşembe
AS-Yaz Geldi Sayarsan...
Ben Yazım
Uçarıyım hercaiyim
Gizli adlı Recaiyim
Uzak dururum zaman zaman
Resmen bu yaz fedaiyim
Özleneyim ah özleneyim
Zahir ben bir deliyim
Cesaretim yazdan gelme
Alışmazsan at bir çelme
Nazlı manolyaya döneyim
Açlık çeken bir dervişim
Yaş ağaçken eğilmişim
Ter ter tepinmişim de
Enfes bir düşe girmişim
Neylesem de hiç çıkmasam
Dermişim...
Ayten Suvak
8 Mart 2012 Perşembe
AS-Son Moda Bir Kadın
Son Moda Bir Kadın
Kadınları düşünün
Okumuş kendine güvenen alımlı
Horlananları pataklananları düşünün
Ve ölümle cezalandırılanları
Evliliği düşünün ve nişanları
Her takışmada yaşama
Bir kurşunla bay bay el sallayanları
Okuyamayanları düşünün
Kardelen bilgiye susayanları
Törelerden kaçamayanları
Gönülsüz intiharları
Diğerlerini siz düşünün
Aşılsa bütün bunlar aşılsa bir düşünün
Özgür bir kadın son moda bir kadın
Sorunu kendini aşmak olan
Gözyaşları yalnızca kahkahadan
Ya da aşk gibi tatlı bir kahırdan olan
Son moda bir kadını düşünün
Kitlelere korku salan...
Ayten Suvak
14 Şubat 2012 Salı
AS-Aşk Adına
Adına
Mutlu aşk olur belki
Eğer
Herşeyi unutup kaçarsan enginlere
Mazi de yüzer durursa bir şiirden diğerine
Ebem renginden sesler
Tiz tiz perde perde
Çıldırırsa sımsıcak şarap nefeslerle
Eşsizdir işte ah o zaman
Tutsaklığı aşk dizelerinin
İçince kıpkızıl inilti gecelerini
Namert yalnızlıkların
Kalbin her vuruşuna mührü basarsa
Adına yazılan bercestelerin
Yangınlar yayılmadan yan yana arzulara
Aşkı söndürmelisin işte mutluluk adına
Öldürmelisin
Lânetlenmiş aşklar yararına
Dönmemecesine geri
Üstünde bütün yaşanmamış aşkların resmi...
Ayten Suvak
9 Ocak 2012 Pazartesi
AS-Ağlama ...
"Ne yapayım dayanamıyorum
Sana senin acına" diyeceğimi sandın
Hayır bilemedin onu aştım
Pastaya çikolataya lezzete
Yedikçe yiyesim geliyor her nedense
Suçlu seritonin diyorlar hemen anlıyorum
Sıkıntıdan depresyondan acıkı acıkıveriyorum
Hala dayanabilirim diye çalımlanıyorum
Güçlü karakterim kadın içinde erkeğim
Aman sevsinler onun için her gece zırıl zırıl
Kurtlar kuşlar uyurken kimseler duymazken
Ardından ah ü vahların alayı
Bırakın "Ağlama birtanem"
Diyen o tatlı fısıltıyı
Siz duyabilirseniz duyun...
Ayten Suvak
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
